160 Metre Derinliğinde 2 Kilometre Uzunluluğunda Mezar




Tarlaları istimlâk edilenler ile firma çalışanları arasında meydan muhaberesi başladı. Güvenlik görevlilerinin olaya müdahalesi ise sert oldu. Onlarca yaralı vardı. Ambulanslar sirenlerini acı acı çalarak olay yerine geldi. Sağlık görevlileri ambulanstan iner inmez, yaralılara müdahale etmeye başladılar.
Eylemcilerden biri kendini yakmak için bidondaki benzini üzerine döktü:
-Buranın kirli havasını, zehrini teneffüs eden biziz, işe giren başkaları.
-Yöneticilerimiz uyuyor mu?
-Milletvekilleri, belediye başkanları neredeler?
-İlçemizden seçilmiş milletvekili var mı? Başka ilçelerden seçilenlerin umurunda mıyız? Onlar, ancak bürokrasiye ilçelerinin adamlarını yerleştiriyorlar.
-Bakın, bakın! Onları destekleyenlerde yok aramızda.
-Sahipsiziz.
-Mezarlarımıza bile el konuldu.
-Cenazelerimizi defnetmeye bile müsaade edilmiyor.
-Doğup büyüdüğümüz topraklarımızdan sürgün ediliyoruz.
-Canımıza tak etti.
-Yerin altındaki değerlide üstündekiler değersiz mi?
-Topraklarımızı almakla ekmeğimizi elimizden aldınız.
-Verdiğiniz birkaç kuruşla ne yapacağız?
-Hazıra dağ mı dayanır?
-İş istiyoruz.
Doktorlar ilk kontrolden sonra yarası ağır olanları ambulansla hastaneye sevk ediyordu. Birkaç ambulans olay yeriyle hastane arasında mekik dokuyordu. Polislerin müdahalesinden sonra olaylar durulmuş gibi gözükse de, her an yeni bir çatışma olma ihtimali yüksekti.
Bu sırada polisler eylemcileri dağıtmak için coplarını yeniden kullanmaya başladı. Üzerine benzin döken eylemci çakmağı çakmasıyla bir anda vücudunun her yerini alev sardı. Polisler de dâhil herkes yanan adamı söndürmek için çaba sarf ediyordu. Kimi üzerine toprak atıyor, kimisi ceketiyle vuruyordu. Kısa sürede söndürdüler ve sağlık görevlilerinin ilk müdahalesinden sonra da ambulansla hastaneye gönderildi.
Emniyet müdürü geldiğinde olaylar duruldu. Ama bu tür olayların burada bitmeyeceği gözüküyordu. Sadece bugün ki müsabaka sona ermişti.
Birkaç kez daha eylem yapıldı. Sonunda yapılan eylemler amacına ulaşmıştı. Tarlası istimlâk olanların büyük çoğunluğu işe girdi.
-Yarın işe başlıyorum, anacığım.
-Hayırlı, uğurlu olsun, evladım. Aman, dikkatli ol!
-Olurum, anacığım. Sen de duanı eksik etme.
-Allah görünmez bela ve kazalardan sizi ve orada çalışanların hepsini korusun.
Battal ve Bahattin Kahya’nın babaları yıllar önce vefat etmişti. Zeynep kadın çocuklarına hem analık hem babalık yapmıştı.
Aradan yıllar geçti. Kerpiç ev ve önündeki beş dönümlük tarlaları istimlâk edildi. Verdikleri para neye yeterdi iş güç olmazsa. Battal ve Bahattin’de işe girebilmek için eylemin içinde bulundular. Hatta Battal kafasına aldığı bir darbeyle yaralanmıştı. Bir hafta rapor vermişti doktor. Hak verilmiyor, alınıyordu. Bir bedel ödemeden hiçbir şey elde edilmiyordu. Kimileri yandı, kimileri coplandı, kimileri tekme tokat dövüldü. Dişleri kırılandan, kalp krizi geçirene…
Sonunda şirkete işe girdiler. Evlerinde bayram havası esti. Herkesin gözünün içi gülüyordu. Nasıl gülmesin? Sosyal bir güvenceleri, düzenli bir işleri yoktu. Birde toprak evin içine tıkanıp kalmış iki aile. Bahattin’de evlendi mi etti üç aile.

* * *

Yıllardan beri çalışmış, emekli olmuştu bir kamu kurumundan ama sevinemiyordu. Çocukları okuyordu. Şirkete girmek için müracaat etti.
-Bu yaşta ağır bir işte nasıl çalışacaksın?
-Çocukların masrafına bile yetmez emekli maaşı hanım. Ben çalışırım, yeter ki çocuklarım okusunlar. Hem çok gence taş çıkartırım.
Çok gence taş çıkarsa da emekliliğinin tadını çıkarmadan koyuldu işe.

* * *

Evine ekmek götüremiyordu uzun zamandan beri. Komşuları ve dostlarının verdikleriyle idare ediyorlardı. İş aramakla geçiriyordu günlerini. Bulamadı. Her akşam eve eli boş döndü. Çocuklar babalarının boş eline bakıp, durdular. Eşi temizliğe gidiyordu tanıdık birilerine. Aldığı üç beş kuruş hayat damarı olmuştu.
Sonunda kömür havzasında iş buldu.
-Baba bana oyuncak al.
-En iyisini, güzelini alırım biricik kızıma.
-Yaşasın!
-Bana da ayakkabıyı unutma babacığım.
-Unutur muyum hiç?
-Bana bisikleti?
-Hepinizin istediklerini alacağım.

* * *

Altı yıl olmuştu evleneli ama hala çocukları olmamıştı. Elindeki varını yoğunu tedavi için harcadı. Borç batağına saplanmıştı. Artık kimseden borç parada isteyemiyordu ama para bulmak zorundaydı. Yoksa, yarım kalacaktı tedavi… Şimdiye kadar yapılan tedavi ve onca harcanan para boşa gidecekti.
Sonunda kömür havzasında işe girdi.
Başka bir şehirde oturan aile dostlarını ziyarete gittiler. Aile dostu adam:
-Rüyamda bir erkek çocuğunuz oluyor. Eğer çocuğunuz olursa, benim adımı koyun.
-Çocuğumuz olursa, söz senin ismini vuracağız.
Bir yıl sonra eşi hamile kaldı. Evlerine neşe doldu.

* * *

Kömür çıkarmak için başladılar yeri kazmaya. Arazinin bir ucundan diğer ucu görünmüyordu. Kamyonların biri gidiyor, diğeri geliyordu. İş makineleri durmak bilmiyordu gece-gündüz.
Bir gün gök gürültüsünü andıran bir sesle yüzlerce işçi irkildi. Herkes birbirine bakıyordu şaşkınlıkla.
-Neydi bu?
-Kulaklarımı cırmaladı.
-Yerin altından geldi sanki.
-Yerin altından mı yoksa üstünden mi geldi bilmem ama ayaklarımın bağı çözüldü.
Herkes bu sesi konuşuyordu, köyde, kasaba da, şehirde.
-Çok korkunç bir sesti.
-Az kalsın altıma kaçıracaktım.
Herkesi bir gülme tuttu.
-Yerimizde çakılı kaldık. Ufkumuz donmuştu sanki.
-Ben artık orada çalışmam. Canımı sokakta bulmadım.
-Ben çalışırım.
-Bende işi bırakmam.
-Yetkililere söylediniz mi?
-Mühendisler oradaydı. Onlar kesin iletmişlerdir.
-Dikkat edin.
-Allah yardımcınız olsun.
-Amin.
Yetkililer ve mühendisler de bu konuyu konuşuyorlardı.
-Yerin altından geldi ses.
-Ne korkunçtu.
-Bence işçileri kömür sahasına göndermeyelim.
-Niçin?
-Yer yumuşak, alt kısım ise su. Birde yerin yüzlerce metre aşağısında olduğumuzu hesaba katarsak, toprağın biraz yerleşmesi gerektiğine inanıyorum. Yoksa tonlarca toprak bir anda kayabilir.
-Ne kayması, ne beklemesinden bahsediyorsun. Hayal gücün fazla geniş galiba? Hiç duydun mu maden literatüründe bu tür bir kaymayı?
-Hayır, ama bu olmaması anlamına gelmez.
-İşinize bakın. Biran önce kömüre ulaşın.

* * *

Kömür üretim sahasında çalışmalar devam ediyordu.
Birden sesler yoğunlaştı. Herkes birbirine bakıyordu ‘Ne oluyor?’ gibisinden. Toprak hareketlenmeye başladı.
-Kaçııııın. Toprak kayıyor.
Yüzlerce işçinin üzerine toprak ‘çığ’ gibi geliyordu. Herkes kaçmaya başladı. Yerüstünde çalışanlar toprağın kaydığını gördüler.
-Aman Allah’ım!
-Bu bir göçük!
-Hayır, hayır! Bu bir kıyamet!
-Olamaz!
Her yeri kalın bir toz bulutu kapladı. Toprağın sesi bağırtı seslerini cılız bırakmıştı.
İlk belirlemelere göre on kişi toprak altında kalmıştı. Kurtarma ekipleri gelmişti. Toprağın altında kalanları arıyorlardı. Küçük bir mahşeri andırıyordu bu manzara. Ambulanslar yaralıları hastanelere taşıyordu. Başka göçük olma ihtimaline karşın sahadakiler uzaklaştırıldılar.
Kara haber çabuk yayılmıştı. Kömür sahasın da çalışanların yakınları olay mahalline gelmeye başlamışlardı. Güvenlik görevlileri kimseyi göçüğün meydana geldiği yere sokmuyordu.
Yüzlerdeki ifadeler her şeyi anlatıyordu.
Bir ölü beş yaralı vardı.

* * *

Yetkililer ve mühendisler toplantı yapıyordu.
-Şu anda saha da risk var. Çalışmaları durdurmak zorundayız. Daha da büyük kaymalar olabilir. Bunu kamuoyuna izah edebiliriz ama daha büyük bir göçüğü asla.
-Fazla abartma! Çalışmalara birkaç gün ara verip, kaldığımız yerden devam edeceğiz.
-Geçenler de söylemiştim. Abartmadığım görüldü. Bu toprak suyla besleniyor ve her geçen gün daha da çamurlaşıyor. Ayrıca, bu bölge kayalık değil, yumuşak toprak. Hepsi birleşince göçük riski artıyor.
Birde, 200 pompayla su çekiliyor. Bu da yetersiz kalıyor onun için pompa sayısının acilen artırılması gerekmektedir.
-Küçük bir toprak kayması nedeniyle işi mi durduralım?
-İnsanların hayatı söz konusuyla, elbette durdurmak zorundayız.
-O zaman üç gün müsaade gerekli incelemeleri yap. Raporu masam da istiyorum. Toplantı bitmiştir.
İçerde üç kişi kaldı.
-İşe devam etmeyecek miyiz?
-Hemen işe başlarsak çevreden tepki alırız. Gazeteciler de aç kurt gibi bekliyorlar. Hem araştırmanın sonucunu görelim.

* * *

Mühendis:
-Zamanımız çok az. Hemen işe başlayalım.
-Göçük riski olabilir, nasıl çalışacağız? Hayatımızı tehlikeye atmıyor muyuz?
-Binlerce insanın hayatı tehlike altında olmaktansa benimkisi olsun. İstiyorsan incelemeye katılmaya bilirsin?
-Hemen de sinirleniyorsun.
-İnsan canı söz konusu olunca.
Göçüğün olduğu yerde incelemelere başladılar.
Göçükte ölen Yaşar Alkaya’nın evinde ağıtlar ayyuka çıkıyordu. Gözlerden yaşlar oluktan akarcasına boşalıyordu. Yüzlerde matemin izleri vardı.
Bu sırada göçüğün olduğu en yakın yerleşim yerindeki evlerde çatlaklar meydana gelmişti.
Gazeteciler ve televizyoncular olay yerindeydi.
Sayın izleyicilerimiz göçüğün meydana geldiği Afşin-Çoğulhan beldesindeyiz. Belde halkı, yanı başlarında meydana gelen göçüğün, yaşam alanlarını da yok edeceği kaygısı taşımaya başladılar. Ayrıca santral bir çevre ve sağlık felaketinin de baş aktörü. Belde halkı, yıllardan beri zehir teneffüs ettiler. Kanser vakaları arttı. Belde sakinleri ve belediye başkanı, beldenin afet projesi kapsamına alınarak yerinin değiştirilmesini istiyorlar.
Göçüğün ardından evinin duvarlarında çatlaklar meydana gelen bir vatandaşımızla beraberiz.
-Artık burada yaşamaktan korkuyoruz ama ne yapacağımızı da bilmiyoruz. Çatlakları görüyorsunuz.
Termik santrali sağlığımızı da olumsuz etkiledi. Yıllardır tepemize kül yağdı.
Sayın izleyicilerimiz yıllarca zehrin içinde yaşayan belde halkı şimdide yerin evlerini yutacağı kaygısı taşımaya başlamışlar. Bizi izlemeye devam edin.
Mühendisler incelemeleri bitirmeden kepçeler ve kamyonlar kömür havzasına girmeye başlamıştı.
-Kamyonların ne işi var?
-Gidip soralım.
Kamyon şoförlerinin yanına vardılar.
-Toprak çekmeye başlayacağız.
-Kimden emir aldın?
-Şeften.
Mühendis sorumlu şefin yanına vardı.
-Hani inceleme bitmeden çalışmaya başlanılmayacaktı.
-Tepeden işlerin biran önce başlaması talimatı geldi. Ne yapabilirdim ki? Durumu anlattım ama dinlemediler. Ancak, çalışmalara yavaş yavaş başlamayı kabul ettirebildim.
-Allah kahretsin! Yarıkları gözlerinle gördün. Metrelerce genişliğindeki o yarıklar bile göçük olmasına neden olabilir.
-Onları toprakla ya da külle kapattırın diyorlar. İnen kamyonlarda onun içindi.
-Aman Allah’ım! Bunlar ne yaptığının farkındalar mı? İnsanları diri diri toprağa gömmek mi istiyorlar?
Kömür sahasına yüze yakın işçi inmişti. Biraz sonra gök gürültüsünü andıran kulak zarlarını patlatacak bir ses duyuldu. Duyulması ile birlikte toprak kaymaya başladı. Bu boğuk gürültünün yanında insanların çığlık sesleri çok cılız kalıyordu. Toprak gürül gürül akıyordu. Gök değil yer gürlüyordu. Operatörler, işçiler canlarını kurtarmak için kaçışmaya başladılar. Toprak bir bir çalışanları sarmalayıp, yutuyordu. Çünkü, toprak 160 metre aşağıda benim hâkimiyetim var diye haykırıyordu. Her şey biranda olup bitmişti.
Yerin üstünde çalışanların gözlerindeki yaşlar ırmağa meydan okuyordu. Çünkü arkadaşları, akrabaları, köylüleri ya da tanıdıklarıydı toprağın yuttuğu insanlar. Çaresizlik içinde olup biteni seyrettiler.
Toprak altında onlarca can kaldı.
Acı haber tez duyuldu.
Ağıtlar göğe yükseliyordu.
Kimi dizini dövüyor, kimisi saçını yoluyordu.
Gözler kan çanağına dönmüştü.
-Oyyyy, kuzuuum!
-Babaaaaa!
-Abiiiii!
Bir keder bulutu kömür havzasının üzerine çöreklenmişti.
Toprak altında kalan on kişiden biri olan Ruşen Demir’in cesedine ulaşıldı.
* * *
Spiker ‘Sayın izleyiciler şu an toprak altından sağ kurtulan kepçe operatörü Battal ve Bahattin kardeşlerle birlikteyiz. Bize yaşadıklarını anlatacaklar. Önce Battal Beye mikrofonu uzatıyorum.

‘Birinci göçükte toprak altında kalarak rahmetli olan Yaşar abinin göçük altında kalan kamyonunun etrafını topraktan temizledim. Dört tane tamirci arkadaşı çağırdım. Saatler 10.15’i gösteriyordu. Onlar gelip kamyonun bakımını yapıp, çalıştırıp gittiler. Ayrıldıktan sonra bende kamyonun etrafından çıkan toprak hafriyatlarını götürülmesi gereken bölgeye taşıyordum. Makinenin sesini bastıran büyük bir gürültünün kopmasıyla, ortalığı kırmızı-siyah bir toz bulutu kapladı. İş makinesinden inip on metre yükseklikteki bir üst güvenli yola koşarak tırmandım. Arkama baktığımda 2 km. uzaklıkta toprak rulo gibi katlanarak gelirken bulunduğum yer gondol gibi metrelerce yükseliyordu. Etraftan gürültüden başka ses gelmiyordu. Toprak gürül gürül akıyordu.

Bu sıra ‘Bahattin, nerdesin?’ diye bağırıyordum. Toprağın defalarca yükselip beni düşürmesiyle yaralanmıştım. Artık kurtulamayacağımı, öleceğimi düşünmeye başlamıştım.

Toprağın yükselmesi ve şiddetinin hızı havzanın çevresine çarpmasıyla kesilmişti. Düştüğüm yerden kalkarak yukarı çıkmak için 30-35 metre bir mesafe kaldığını gördüm. Ambulans seslerini duyabiliyordum. Yukarıdan çığlıklar yükseliyordu. Biraz daha gayret ve ölüm korkusu ile düşe kalka koşarak yukarı çıktığımda, ortalık tam bir mahşer yerini andırıyordu. Cep telefonumu elime aldığımda kardeşim Bahattin’in beni defalarca aramış olduğunu gördüm. Az ileride Bahattin’i görünce de oracıkta bayılmışım. Gözümü açtığımda hastanede annem ve kardeşim bir elimi eşim diğer elimi tutuyordu.

Kıyameti yaşadım.

Şimdi de göçükte sinir krizleri geçirmesinin yanında hafif sırıklarla yaralanan Bahattin’e söz veriyoruz.

‘Ben 40 metrede çalışıyordum. Bir anda gözlerim yanmaya başladı. Aracımı durdurup ‘Ne oluyor?’ diye çevreme baktığımda aşağıdan yukarıya doğru toz bulutu yükseldiğini gördüm. ‘Göçük, göçük!’ diye bağırmaları da duyunca, düşe kalka hemen yukarıya doğru hiç durmadan koşarak çıktım. Tepeye güvenli bölgeye çıktığımda o gördüğüm korkunç manzarayı şu an anlatacak kelime bulamıyorum. Ağabeyimin aşağıda çalıştığını bildiğim için aşağıya inmek istedim ama kollarımdan tutup bırakmadılar. Cep telefonumla sürekli aradım. Telefon çalıyordu ama cevap vermiyordu. ‘Toprak altında olsa telefonu çalmaz.’ ‘Yaşasa cevap verir.’ diye düşünüp ne sevineceğimi ne üzüleceğimi biliyordum. Allah’ıma çok şükürler olsun ki şimdi yine yan yanayız.’

Sayın izleyiciler göçük alanından yapacağımız yayınlara devam edeceğiz. Şimdilik hoşçakalın.

Birkaç bakan, milletvekilleri, bütün siyasi partilerden üst düzey yetkililer, sendika başkanları ya da temsilcileri göçüğün olduğu yere gelmişlerdi.

Bir ay geçmesine rağmen toprağın altındakilere ulaşılamadı.

160 metre derinliğindeki mezarda yatan dokuz kişiden biri olan Turhan Gökhan’ın oğlu göçükten yirmi gün sonra dünyaya geldi. Tam tamına yedi yıl çocuk hasretiyle yanıp tutuşan Turhan Gökhan çocuğunu dünya gözüyle göremedi. Çocuğun adını ise ‘rüyasında oğlun olacak, benim adımı koyun’ dediği aile dostlarının adını verdiler. Ahmet Turan…

* * *

Televizyoncu ‘değerli izleyicilerimiz Çoğulhan Belediye Başkanı Adem Yıldız ile beraberiz.

‘Özellikle ikinci göçük beldemizi çok etkiledi. Yaşanan göçüğün ardından tehlike arz ettiği için 15 evi boşaltmak zorunda kaldık. Yıllarca zehir soluduk, kanser olduk. Şimdide toprak evlerimizi yutar diye uyku uyuyamıyoruz.

Beldemiz afet projesi kapsamına alınıp, kamulaştırılsın. Güvenli bir yere konutlarımızı yapıp, bizleri oraya taşısınlar.

Başkan Beye teşekkür ediyoruz. Yanımızda Afşinli yazar Mehmet Gören var. Afşin ve istimlâk edilen köy ve kasabaların Ördek köyü tarafına taşınması gerektiğini yazılarınızda belirttiniz.

‘Yaptığınız yayınlarla halkımızın sorunlarını dile getirdiğiniz için size ve ekibinize teşekkür ediyorum. Evet, yıllardan beri istimlâk edilen köylerin ve kasabaların Ördek köyü tarafına taşınması gerektiği yazdım. Hatta Afşin’inde taşınması gerektiğini dile getirdim. Bunun iki nedeni vardı. Birincisi bölgede yaşayan hemşerilerimizin termik santralinin zehrini teneffüs etmemeleri, ikincisi ise yerleşim yerleri tek tek istimlâk edilip, yıllarca birlikte yaşayan insanlarımızın başka şehirlere göç etmesinin önüne geçmekti.

Şimdide bütün bunlardan başka bir tehlike göçük!

Afşin’in en büyük kasabaları ve köyleri bu bölgededir. İnsanlarımızın zehri teneffüs etmesine ve göçük tehlikesiyle yaşamasına son verilmelidir.


Şimdi de Elbistanlı şair Mehmet Gözükara ve Afşinli Şair Haşim Kalender ile birlikteyiz. Göçük ile ilgili yazdıkları ağıdı dinleyeceğiz. Sözü önce Haşim Kalender’e veriyoruz.

Bir kara bulut ki çöktü bir anda
Gitmiyor Afşin’de durdu baksana
Feryatlar bir yanda figan bir yanda
Acısı ağlattı yurdu baksana

Ajanslar alt yazı dikkati çekti
Ciğeri yananlar orada çöktü
Yarenler birleşti gözyaşı döktü
Dağ gibi devrilen yardı baksana

Görmedik duymadık bu nasıl iştir
Kazması küreği yanıda eştir
Bekledim çevremde deyin ki düştür
Üstüne yığılmış derdi baksana

Kaçan kurtulmuştu belki oradan
Gözleri parlıyor külden karadan
Dertsiz ne bilsin ki derten yaradan
Boğuyor topraklar kurdu baksana

Ekmek telaşıydı giderken işe
Gitme der anası girmişti düşe
Ölümü çekmişti kaygısız döşe
Kaderden haberi vardı baksana.

Şimdi söz sırası Mehmet Gözükara’da:

Allah vefat edenlere rahmet eylesin, yakınlarına sabır versin. Allah bizleri böyle büyük afetlerden korusun.

Bu acı olayın ben de oluşturduğu hissiyatı bir şiir yazarak paylaşmak istedim.

İki bin on birin şubat ayında
Bir kara haberi aldım ağladım
Çöllolar yarılıp çöktüğü anda
Bıraktım kendimi saldım ağladım

Ocak çöktü toprağını açarken
Akıl almaz yer yarılıp uçarken
On bir canı yakalamış kaçarken
Kabardı yüreğim doldum ağladım

Bütün yurt çapına haber dağıldı
Akan toprak ile canlar boğuldu
Hükümet erkânı ondan yığıldı
Facia çok çaplı bildim ağladım

Örneği yok imiş bu tip kaymanın
Faydası olur mu sebep saymanın
Misli bedel acı haber duymanın
Neticesi aciz kuldum ağladım

Yerler yarıldıkça açılmış kuyu
Bu yüzden bulandı Hurman’ın suyu
Milletçe yitirdik bundan uykuyu
Her gece uykumu böldüm ağladım

Yuyamadık metan gazı sızmadan
Dokuz canı gömdük mezar kazmadan
İsimlerin birer taşa yazmadan
Ancak ikisini buldum ağladım

Çöllolar düzünde keklik ötmesin
Çiçekler açmasın kekik bitmesin
Bahçeler yas tutsun meyve tutmasın
Açan güllerini yoldum ağladım

Ağ bağlar mı Çöllo senin güzelin
Bunca yıldır yalan mıydı düz elin
Neden çöktün batak mıydı ezelin
Uçtu ağ benizim soldum ağladım

Ateş düştü ondan yanar özümüz
Ağlamaktan kan çanağı gözümüz
Feleğe geçer mi bilmem sözümüz
Gayetten çar-naçar kaldım ağladım

Elbistan İlçesi Maraş ilinde
Göçük destan oldu şair dilinde
Takdiri ilahi onun elinde
Vehmile ummana daldım ağladım

Daha da beterin vermesin bundan
Rahmeti ilahi dilerim candan
Yandı Gözükaram söyledi ondan
Beş öğün Fatiha saldım ağladım.

Sayın izleyicilerimiz, toprak altında kalan Muhsin Koşan’ın ilköğretim 4.sınıfa giden oğlu Onur Koşan ile kızı Zümrüt Koşan babasının toprak altından çıkarılması için imza kampanyası başlattılar. Babalarını kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşayan minik yürekler okulda, mahallede ve her yerde imza kampanyasına destek istiyorlar.
Onur Koşan, eline aldığı her boş kâğıda imza attırarak babasının toprak altından çıkarılması için kendince bir çalışma yürütüyor. Mikrofonu Onur Koşan’a uzatıyoruz.

“Çöllolar Kömür Havzasında meydana gelen göçük olayında toprak altında kalan babam Muhsin Koşan ve diğer 8 işçi için imza kampanyası düzenledim. Topladığım imzaları Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül’e göndereceğim. İnşallah topladığım bu imzalarla orada ki işçilerin toprak altından çıkarılmaları hızlandırılır. En azından biraz acılarımız hafifler.”

Minik Zümrüt ise abisi Onur Çoban’a destek için sürekli birlikte geziyor ve destek veriyor.

Babasını kaybetmiş olmanın derin izlerini küçük bedenlerinde taşıyorlar.

Afşin-Elbistan (B) Termik Santraline kömür sağlanan Çöllolar Kömür Sahası''nda, 06.02.2011 tarihinde meydana gelen birinci göçükte Yaşar Alkaya hayatını kaybetti. 10 Şubat 2011 Perşembe günü meydana gelen ikinci göçük de Ruşen Demir adlı dozer operatörünün cesedi toprağın altından çıkarıldı. Hacı Mehmet İpek, Muhsin Koşan, Adnan Demir, Turhan Gökhan, Nail Yılmaz, Kemal Elmas, Makine Mühendisi Cuma Yıldırım, Drenaj İşçisi Aydoğan Polat ve Jeoloji Mühendisi Halil Tatlı isimli çalışanlar ise yapılan tahminlere göre kayan elli milyon metreküp toprağın altında kaldılar ve 160 metre derinliğinde, iki kilometre uzunluğunda mezarda ebediyete intikal ettiler.

Yayınımız burada sona erdi. Hoşçakalın.



www.mehmetgoren.com/ ''da yazılarımı okuyabilirsiniz.















Yazı Sahibi

Mehmet Gören
Mehmet Gören
Yazı Sayısı 39 Yazısı var.
Aldığı Yorum 19 Yorum Almış
Özel Üye Özel Üye
Bilgiler
Eklenme Tarihi 10 Mart 2011 tarihinde eklendi.
Okunma Sayısı 3548 kez okundu.
Beğeni Düzeyi
Begeni Sayısı 0 kişi yazıyı beğenmiş.
Eleştiri Sayısı 0 kişi yazıyı eleştirmiş.
Paylaşım
Facebook da Paylaş Facebook' da Paylaş
Yazıyı Profilinizde Paylaşır.

Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir. Yorum yapabilmek için üye olunuz ya da üye girişi yapınız.
Telif Hakkı Uyarısı!

160 Metre Derinliğinde 2 Kilometre Uzunluluğunda Mezar isimli yazı, Mehmet Gören tarafından 10 Mart 2011 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...







Giriş Paneli







Haftanın Konusu
Barış

Bu hafta, haftanın konusu Barış seçilmiştir. Bu konuda yazılan yazıları okumak için aşağıdaki butonu kullanabilirsiniz...

Yazıları Oku

Kitaplar

Ramço ( Köyün Delisi )Ramço ( Köyün Delisi )
Çetin İmer

Köşe Yazıları

Erol SunatBu Kibarlık Bizi Öldürecek!
Erol Sunat

Ertuğrul Erdoğanİyi Bir Hamle Yapmalıyız
Ertuğrul Erdoğan