Duygular ve Algılar


Duygular Ve Algılar

Duygular mı algıları belirliyor, algılar mı duyguları?

Eylemleri duygular mı belirliyor, algılar mı; duyguları mı algıları mı öne çıkarmalı; yoksa her ikisini de yerli yerinde mi kullanmalı?

Duygu: Belirli nesne, olay veya bireylerin insanın iç dünyasında uyandırdığı izlenim!
Algı: Bir şeye dikkati yönelterek o şeyin bilincine varma, idrak!

İnsan duygularının ortak bir paydası olmakla birlikte ifadesi, farklı farklı olabilir! En başa döner isek insana duygular da sonradan yüklenmiş! Bu ilk yükleme “Adem" den başlıyor! Adem, “İnsan" kaynaklı yazılıma duyguları nasıl yükledi? Adem ruhu, bir ham yazılım olarak duyguları hayat boyutunda yüklendi! Bunu şöyle izah etmek mümkün! Allah, esmasını (isimlerini, sıfatlarını) “İnsan" esaslı bir yazılımla “Adem" e yüklüyor buna “Ruh" diyelim! Ruhun dişisi erkeği yok aslen, bunun bedene göre algılanması var ve bu algılanma yumurtada başlıyor! Döllenme sırasında cinsiyet yükleniyor! Bu da biyolojik olarak ana – baba DNA hücreleriyle oluyor! Ana yazılıma ilk yükleme cinsiyet yüklemesi oluyor! Bu yükleme ceninin her aşamasında devam ediyor; doğum sonrası dış Dünya da algılanmaya ve yüklenmeye başlanıyor!

İlk başa dönelim; “İnsan" yazılımının “Adem" e yüklenmesi sonrasında ne oluyor! Adem den bir dişi “Havva" çıkarılıyor! Yani aynı yazılımdan iki cins üretiliyor! Adem, orjin tek! Bu Adem''den üretilenlerin tamamı, Havva da dahil, “Ademoğulları" kapsamında! Sonrası yaşam boyutunda bu iki yazılım birbirini bedenlerde çoğaltarak insanlık denen kalabalığı yaşam boyutunda oluşturuyor! Yani yazılım tek! Yazılımın güncellenmesi gibi erkek ve dişi ayrımı! Bedensel ve ruhsal güncelleme ile “Adem"e ulaşılmış! Bu güncellemenin “Adem" öncesi mutlaka vardır! Bu çok önemli! Maddi Dünya boyutunda, insan bedeninin topraktan güncellenmesi nasıl var ise insan ruhunun da yani “Adem" yazılımının da ilk aşamaları vardır! Biz “Adem" sonrasını algıladığımız için orayla ilgileniyoruz! Çünkü algılama “Adem" aşamasından sonra başlıyor! Önceki halleri algılamak mümkün değil. Bu insanın ana karnını hatırlayamamasıyla ya da bebekliğini hatırlayamamasıyla alakalı ama o hatırlamadığı dönemlerden etkilendiğini biliyoruz. Psikologlar, hamile kadının yediği içtiği ya da yaşadığı travmalarla ilgilenir! Bu bebeğin psikolojisinin oluşumuna dair; bedensel hastalık ve yeteneklerine dair önemli bilgi kaynağı olur! Bunun daha öncesi genlerle olur!

Adem''e bakalım; şuur edindiğinde yani varlığının farkına vardığında, yalnızlığının da farkına varıyor! Ve kendine yine kendinden bir arkadaş yoldaş çıkarıyor! Bu dinsel literatürde “Adem''den Havva çıkarıldı!" şeklinde izah edilir! Nasıl ki bilinmek isteyen Tanrı, kendinden “İnsan" çıkarıyor; kendini, bilmek ve bildirmek için bu da dinsel literatürde “Tanrı kendinden Adem''e benlik üfledi, verdi!" şeklinde vardır! Yani Adem de, bilince erdiğinde kendine bir arkadaş ediniyor o da Havva! Bunun nasıl olduğunu bilirsiniz literatürde türlü anlatımı mevcut! Dikkat ederseniz bir teklik ve bu tekliğin, bilinmezliğini ortadan kaldırmak için bir eylem var! “Yaratma" eyleminin esasını teşkil ediyor, bu bilinmezliğin, bilinir olma yönündeki tercihi!

Nerede kalmıştık? Adem, şuur kazanınca yalnızlığına çare Havva ediniyor! İkisi beraber, şimdiki insanların duygularına esas olan algılamalarına başlıyor! İlk yaptıkları şey nedir? Yemek, değil mi? Günümüz insanın da ilk yaptığı nedir beslenmek! Bu bir hücrenin de ilk yaptığı iştir! Yani bedensel faaliyetin gereği olarak besleniyorlar! Sonra, beslenmenin sonucu olarak üreme ve dışkılama konusu gündeme geliyor! Yaprakla örtünme konusu da bu kapsamda! Bunları yapacakları bir maddi boyuta Dünya''ya ihtiyaç var! Literatürde “Cennet boyutundan Dünya boyutuna atılma!" tabiri bundandır!

Dünya''da iki kafadar; çiftleşip, beslenip, barınırken çoğalıyorlar! Bu günümüz insanının şimdiki algılarına esas teşkil ediyor! Cinsel organlarını yaprakla örtmeleri, beslenmeleri, çoğalmaları… Örtünme algısı yaprakla başlıyor, sonraları günümüzde moda ile devam ediyor! Günümüzde kıyafete harcanan paraların pek çoğu örtünme ötesine taşınmış durumda. Bir atlet ve don ile örtünmek mümkün ama çok pahalı kıyafetler ve yaldızlı çamaşırlar moda! Konuyu dağıtmayayım; beslenme de öyle, çevredeki bitkisel ve hayvansal ürünleri toplayarak beslenen insanlar, ziraat yaparak bu işi daha ileri seviyeye taşıdı! Bunu “Sen çalış ben yiyeyim!" şeklinde yürütebilen kurnazlar da elbet çıktı! Bu algılamalara dikkat çekmek isterim! Literatürde, “İlk kavga Adem''in çocukları arasında çıktı!" şeklinde geçer bu günümüzde o kadar kıyasıya devam ediyor ki akıllara zarar! Adalet algısı da “Ademoğulları" arasında çoğalmayla alakalı gelişti! Birbirlerini öldürmeleri ve mallarını yağmalamalarının önüne geçmek için günümüze kadar ulaşan “Günahlar!" algılandı! Bunlar adaletin sağlanması için önemliydi! Şeytan algısı zaten Adem''in ilk beslenmesiyle, yeme eylemiyle başladı! Çoğalan insanlar aralarındaki adaleti sağlamak için kurumsallaştı! Bunun ilk aşaması ilk çağlarda “İnsan ilah" sistemi idi! En güçlü olan insan kendini “İlah" ilan ediyor, zayıflar da itaat ediyor böylece adalet sağlanıyor! İlahlara karşı gelenler de cezalandırılıyor! Bu sistem zamanla “İnsan ilahların" yetersiz olması, yani ölümlü olması yüzünden sarsıldı! Ve ilahlar göğe çıktı, yerde putlar onları temsil etmeye başladı! Semavi olarak adlandırılan dinlerin bu güne tesir edenleri “Orta Çağ" da geldi! Öncesini anlatıyorum! Yerde ilahları temsil eden putlarla da bazı uyanıklar aracılık yaptı diğer insanlardan da bu aracılıklarına karşılık ayrıcalık istediler tapınakların hakimiyeti dönemi, başladı ki akıllara zarar! Tapınak Rahipleri (İsa''dan önce de vardı) ve tapınakçılar insanlara kan kusturdu! Bu dönem eski Mısır Firavunlarının da bazısının kendini ilah ilan etmesine sebep oluyor! Daha sonraları “Orta Çağ" engizisyonunu da unutmayalım! Bunların günümüz insanının algılamasına esas teşkil ettiğini başta söylemiştim!

Bu algılar duygulara göreceli oluşuyor elbet! Şefkat, merhamet, yardımlaşmak, adalet en eski duygular! İnsanlar ihtiyaçlarını karşılarken bu duyguları köreltmek durumunda kalmışlar! Yani algıları oluştururken bazı duyguları da köreltmek durumunda kalmışlar. Mesela bir ceylanı öldürürken “Acıma" duygusu beslenme algısına yenik düşer! Çünkü insanın ilk hücresel tekamülünde beslenme ilk aşamadır! Sırasıyla ihtiyaçları için diğerlerini kullanma ya da öldürmek algısı yerleşir. İlk “Öldürme" olayındaki etmen de odur! İhtiyaç önceliği! Buna dair duygular köreltilirken algılar da doğal olarak oluşturulur! İhtiyacı için bir hayvanı öldüren bir bitkiyi kesen insanlar zaman içerisinde ihtiyacı için diğer bir insanı da öldürüp kesebilir bu algı oluşturulur! Doğal yolla! Bunun algısal yapıldığı açık da duygusal alanda medenileşen insanlar bunu yapmaya devam edeceği için algıya bir duygusal gerekçe de hazırlamak gereği duyar! Nedir bu gerekçeler! İnsanlığın huzuru için bir insanı kurban etmek! İlahlara kurban sunmak! Halkının refahı için komşu halkı esir edip mallarını yağmalamak! Bunu da kutsal bir değere bağlamak gerekir ki ortadaki vahşet sırıtmasın. Daha sonraki dönemlerde bunlar devam eder ama algısı, kutsala dayandırılır! “Kutsal devlet yapısı için bazı insanları öldürmek doğaldır!" anlayışı mesela! Öldürülenlerin değeri algıyla yok edilir! “Orta Çağ" engizisyonu ve “Haçlı seferleri" ve “Din yayma savaşları!" nı insanlara kabul ettirmek için duygular, örselenir ve bu kavgalara esas olan algıyı yaratmak için kutsallar kullanılır! İhtiyacı olanın ihtiyacını karşıladığı her yolun serbest olma algısına kadar bu rayından çıkar. Korsanlık algısı! Günümüzde vahşet, vurgun, talanlar; Dünya ölçeğinde algıları kontrol ederek meşru ve doğal gösterilebilir! Egemen olanlar bunu zaten yapıyor. Sermaye savaşları, her türlü duyguyu algıyla kapatarak yoluna devam ediyor!

Çoğalan insanlar arasında bazı uyanıkların ve güçlü olanların, ilk insanların miras bıraktığı algılar ve kabuller üzerinden hakimiyet kurmak istemesi doğal bir seyirdir! Bu kaçınılmaz! Çünkü kutsal kabuller var bunu egemenler ve uyanıklar iyi gözlemliyorlar! Adem''in çocuklarından başlayan bu kardeş kavgası tüm çağlarda derinden yaşandı, günümüzde de yaşanıyor! Bu kavgaların duygularla değil de algılarla olduğunu söylemek de mümkün! Yani “İnsan" yazılımında saklı olan; iyi-kötü göreceliliğinde ne var ise açığa çıkmış! Göreceliliğe dikkat etmek gerek!

Son tahlilde; insanların algılar üzerinden yönetilmesi kaçınılmaz! İlk çağlarda yerleşen bu algıları reset etmek, güncellemek de kolay olmayacağı için bu algılar üzerinden insanların hareket etmesi kaçınılmaz! İnsanların tarihsel süreçte yüklendikleri algıları bilenler bunu kolayca yönetebilir! Son dönemde Dünya üzerinde işleyen de budur! Tüm duygular biliniyor ve tüm duyguların nasıl kullanılacağına, nasıl algılanacağına dair yöntem de üretilmiş durumda! Buna siz ne ad koyarsanız koyun; sonuçta insanların duyguları ve o duygularla üretilen algıları onların en güçlü veya en zayıf yanları olacaktır! Duygusallığa dikkat etmek gerek! Duyguların yani eski algıların yeni algıları şekillendirmesi kaçınılmaz! Arif olan duygularını yeni algılarda öyle verimli kullanır ki ne duygusallığın esiri ne de algıların aldatmasına meydan vermez! İlk yazılımda var olan duygulara, algılar üzerinden yenileri eklenir! Buna tekamül de denir! Süreç içerisinde yeni duygular da açığa çıkıyor elbet! Bu yeni nesillere aktarılıyor! İnsan hangi duygularını beslerse o yönde tekamül eder! Bu da algılarını olumlu yönde kullanabile ariflerin harcı! Duygularına esir olanlar “Tefrit" yetersiz kalacaktır, algılarına esir olanlar ise rüzgarda savrulan yaprak misali rastgele yönlenecek, yönlendirilecektir!

Ahmet Bektaş


Yazı Sahibi

Ahmet Bektaş
Ahmet Bektaş
Yazı Sayısı 549 Yazısı var.
Aldığı Yorum 395 Yorum Almış
Bilgiler
Eklenme Tarihi 30 Nisan 2014 tarihinde eklendi.
Okunma Sayısı 1125 kez okundu.
Beğeni Düzeyi
Begeni Sayısı 0 kişi yazıyı beğenmiş.
Eleştiri Sayısı 0 kişi yazıyı eleştirmiş.
Paylaşım
Facebook da Paylaş Facebook' da Paylaş
Yazıyı Profilinizde Paylaşır.

Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir. Yorum yapabilmek için üye olunuz ya da üye girişi yapınız.
Telif Hakkı Uyarısı!

Duygular ve Algılar isimli yazı, Ahmet Bektaş tarafından 30 Nisan 2014 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...







Giriş Paneli







Haftanın Konusu
Barış

Bu hafta, haftanın konusu Barış seçilmiştir. Bu konuda yazılan yazıları okumak için aşağıdaki butonu kullanabilirsiniz...

Yazıları Oku

Okudunuz mu ?

Mehmet EminEfendioğluSon Gün
Mehmet Emin Efendioğlu

Kitaplar

Siyah Beyaz ve GriSiyah Beyaz ve Gri
Yusuf Şaşmaz

Köşe Yazıları

Erol SunatBu Kibarlık Bizi Öldürecek!
Erol Sunat

Ertuğrul Erdoğanİyi Bir Hamle Yapmalıyız
Ertuğrul Erdoğan