Leylek KayasıLeylek KayasıLEYLEK KAYASIBir gün derste, ilimizdeki eski eserlerden bahsediyorduk. Seydiler’de kale, Kırkinler adlı kaya kilisesi, Yanarlar Mahallesi’nde bulunan Hitit Küp Mezarlığı gibi, geçmiş medeniyetlere ait izler çok. Bir ara, İhsaniye’deki Frig kaya mezarlarından söz ettim. Bunlardaki aslan kabartmalarını Afyonkarahisar Yıllığı’ndan öğrencilere gösterdim. —Siz hiç buna benzer bir şey gördünüz mü? Diye sordum. Arafat hemen atıldı: —Öğretmenim, Leylek Kayası’nda böyle bir aslan eli var. Dedi. Gördüğü şeyin nasıl olduğunu tahtaya çizmesini istedim. Kendi gözlemine göre bir aslan pençesi çizdi. — Bu Leylek Kayası’nın en üst katında. Diye de ekledi. Bazı erkek öğrenciler de onu desteklediler. Leylek Kayası’nı daha önce de duymuştum. Kasabada kalan arkadaşlar gezmişlerdi. Seydiler’in hemen altında, okulun iki yüz metre kadar güneyindeydi. Aslan pençesini duyunca, bunun bir Frig anıtı olabileceğini düşündüm. İscehisar’la ilgili kitapçıkta, ilçede hiç Frig eserine rastlanmadığı yazıyordu. Oysa komşu ilçe İhsaniye’de birkaç tane vardı. Galiba yeni bir Frig kaya mezarı keşfetmek üzereydim. Merak duygusu, birçok buluşun ana kaynağıdır. Merakımın taşma noktasına geldiği bir gün, Öğrencilerimden Kemal’le anlaştık. Okulda öğle yemeğimizi yedikten sonra, Leylek Kayası’nı görmek için yola düştük. Güneşli bir kış günüydü. Güneş görmeyen yerlerde karlar vardı. Ara sıra beden eğitimi dersi yaptığımız Durgu Çayırı’nı geçtik. Durgu’da koyunlar otluyordu. Tarla anlarından yürüyerek ilerledik. Kemal, Leylek Kayası’nı uzaktan gösterdi. Bu bir tarlanın köşesinde yer alan, tek bir peribacasıydı. Üzerinde pencere gibi oyuklar görünüyordu. Küçük dereyi taşlara basarak geçtik. Leylek Kayası’na ulaşmıştık. Üzerinde üç tane oyuk vardı. Zeminde olan kapı büyüklüğündeydi. Buradan içeri girdik. İçerisi küçük bir oda şeklindeydi. Tavan, Hıristiyan mezar odalarına has, yuvarlak kemerli bir yapıya sahipti. Duvarlara dikkatle bakınca, küçük siyah yuvarlaklar içine alınmış haç işaretleri gördüm. Girişte, yukarı doğru oyulmuş ve insan sığacak genişlikte bir delik vardı. Buradan üst kata çıkılıyordu. Kemal bir yaban keçisi çevikliğiyle yukarı tırmandı. Zor zahmet peşinden çıktım. Kemal çoktan ikinci kata açılan deliğe girmişti. Bense yükseklik korkusu nedeniyle kıpırdayamıyordum. Uzun süre çıkmakla çıkamamak arasında gidip geldim. Nafile çıkamıyordum. Heyecandan hafif kramplar hissediyordum. Kemal’in tüm cesaret verme çabaları boşunaydı. Yer üç metre kadar aşağıdaydı. Kemal’e: — Yukarı çıkamadığımı arkadaşlarına anlatma. Dedim. Kıs kıs gülüyordu. Bu sırrımı uzun süre saklamayacağı belliydi. Hafif başımı kaldırıp, bir kısmını görebildim. Tam karşıda duvara oyulmuş bir haç işareti vardı. Duvarlarda pencere şeklinde oyulmuş, üstleri yuvarlak kemerli kısımlar görünüyordu. Bunların sadece kenarlarında kahverengi bir boya kalmıştı. Düz kısımların boyası aşınmıştı. En üst kata çıkmayı, hayal bile edemiyordum. Bir Frig kaya mezarının peşindeyken, mütevazı bir Bizans eseriyle karşı karşıyaydık. Leylek Kayası, yine Seydiler’de bulunan Kırkinler adlı kaya kilisesinin küçük bir benzeriydi. Bunu kasabalıların dışında pek bilen yok. Leylek Kayası’nın tanıtıma ihtiyacı var. Dışardan bir merdiven yapılırsa turizme kazandırılabilir. En üst katında, aslan pençesi olup olmadığını ise hâlâ merak ediyorum.
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Ocak
6
Ocak
6
Ocak
5
Ocak
4
Aralık
30
Ağustos
17
Ağustos
16
Ağustos
15
Ağustos
14
Ağustos
10
Ağustos
16
Ağustos
15
Ağustos
17
Ağustos
10
Ağustos
9 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||
Copyrights © 2000 - 2009 Hikayeler.net | Tüm Hakları Saklıdır

Rss |
İletişim