Bir Ziyarettir Bu VefakâraBir Ziyarettir Bu VefakâraBİR ZİYARETTİR BU VEFAKÂR’A, VEFASIZLARIN / fatih bahtiyarKonya... Mevlâna şehri! Mevlâna mı Konyalı yoksa Konya mı Mevlâna’nın eseri? Bunu kestirmeniz oldukça zordur. Alâeddin Tepesi’nden, sabah güneşi eşliğinde Yeşil Türbe’nin altında medfûn bulunan Mevlâna ile zarf-mazruf misali bütünleşmiş bu güzel Anadolu kentini temâşa ederken. Yeşil Türbe...Konya’nın hem beyni hem kalbi âdeta. Sadece Konya’nın mı, tabi ki hayır. Dünyanın, sinesi sevgiyle dolu insanlığının kalbinin de attığı yerdir burası. Konya’yı bir kuşbakışı süzmek ve güne muhteşem bir kahvaltıyla başlamak isteyenler için Alâeddin Tepesi biçilmiş kaftandır adeta. En az kırk yıllık ev hanımı ustalığıyla hazırlanmış o leziz ve muhteşem pastalar, börekler, çörekler, kekler, tatlılar... Süslüyorsa sofranızı, gece seyahat etmenin bütün yorgunluğunu unutmanız/atmanız işten bile değildir. Bize rehberlik etme zahmeti ve fedakârlığında bulunan kadim ve daim dostum Bilâl Aslan’ın rehberliğinde Konya kazan biz kepçe, başladık gezmeye. Böylesine güzel ve yerleşim harikası olan bu şehri tanıyabilmeniz ve doyasıya gezebilmeniz için en büyük dezavantajınız, belki de tek şansızlığınız zamanınızın kısıtlı olmasıdır. Buna rağmen huzura varıp el-etek öpüp bir hayır duasını almadan ayrılmak da olmazdı Mevlâna’nın şehrinden. Lâl ü güher nasihatlerinden nasiplenmeden O’nun belde-i bendesini terk etmek, terk-i edep olmaz mıydı? Yakışır mıydı böylesi bize? Yakışmazdı elbet. Biliyoruz ki, O da bizi kırmayacak, yanından mahzun ve mükedder yollamayacaktı. Zaten, oraya mahzun bir gönülle gelip de kim ümitle dopdolu ve mesrur oradan ayrılmamıştır/yollanmamıştır ki?! İşte, bu duygularla adımlarken Alâeddin Tepesi’nden Mevlâna’ya giden yolu, kalbinizin bamteline dokunan bir ses duyarsınız. Mevlâna’yı cezbeye getiren ve asırlardır fasılasız devam eden/çınlayan çekiç sesleridir bu. Ve O’nun raks eden hayali beliriverir gözünüzün önünde ansızın. Celâleddin-i Rumî’nin sizi karşılama törenidir bu adeta. Siz de o cezbeye kapılırsınız O’nun gibi ve kalbiniz bir güvercin kalbi gibi başlar titremeye, müstesna bir âleme pervaz etme neşvesi içerisinde. Yürümüyorsunuzdur artık. Çünkü ruhunuzun kanatlarıyla uçuşa geçmişsinizdir. Tam bir havf-rec’a arası duygularla gel-gitleri yaşarken bu sırada siz ruhunuzda tüm insanlığa seslenen o kutlu sesi ve herkesi kucaklayan o sevgi sözlerini duyar, iliklerinize kadar rec’ayla dolar-taşarsınız: Gel gel, her kim olursan gel Müşrik, Mecûsi, Putperest olsan da gel Bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı değildir Tövbeni yüz defa bozmuş olan bile gel İşte, o zaman anlarsınız, O ölmemiştir. Duyduğunuz ses O’nun sesidir çünkü. Halen ilk günkü tazeliğini ve sıcaklığını muhafaza ettiğini tüm kalbinizle hisseder, bu şaşkınlıkla kendinizden geçer ve hayretle titrersiniz. Bu halet-i rûhiye ile varırsınız kapısına. “sen de kimsin?” diye sorulmamıştır size ve bu cesaretle adeta atarsınız kendinizi O’nun kucağına, masiva kiriyle yeis bataklığına düşmüş kalbinizi nûra çıkarmak azmi ve arzusuyla. Tam da hayal ettiğiniz gibi, karşınızdadır Mevlâna, hemen yanıbaşında emektarı Hüsameddin Çelebi ile. Her biri ayrı âlem sadık bendeleri müridleriyle mesnevîyi ta’lim etmektedir. Her renkten ve her türden insanları görürüsünüz içeride ve O’nun gönlünün genişliğine yakînen ama hayranlıkla bir kere daha şahit olursunuz. Bazılarının âdap-erkân bilmezliğini görüp onların yerine siz hicap duyarsınız bundan, “bağışlayın efendim!” der gibi. Mevlâna’nın büyüklüğünü idrâke havsalanız dar gelir ve aciz kalır iz’anınız. Bu hayranlık ve güvenle iyice sokulursunuz yanına. Mesneviden bahtınıza düşeni O’ndan dinlersiniz, her bir sözü nice bahâriyeler makamında. Lütfeder size de buram buram sevgi kokan, aşkla yoğrulmuş bir demet nasihat, lâl ü güher misüllü. Size de uzatır, o herkese uzanan ellerini ve kalbinize tatlı bir huzurun aktığını duyarsınız. Muradınıza ermiş olmanın verdiği huzur ve saadetle, ayrıca sanki nice erbainler çıkarmış olmanın manevi hazzı ve itminanıyla vedalaşırsınız. Bir de bakarsınız ki, zahirde kırk dakikaya sığmıştır tüm yaşadıklarınız. İçi hiç bir şeye değişilmeyecek inci-mercanla dolu, sevgi halkasına kabul edilmişliğinizin remzi “posta çantanızla” düşersiniz yollara. Konya’ya gidip de Konyalıların medar-ı ifiharı etli ekmeğin lezzetine doymadan oradan ayrılmak da ayıp olurdu hani. Ruhunuzun doymuşluğuna midenizin ve damak zevkinizin hakkını da vererek mukabalede bulunmak gerek. Bunun için Selçuk Hotel’de bol etli ekmekli öğle yemeği ikramı Konya ziyaretinizin mükemmel bir finali olacaktır mutlaka. (Bize gösterilmiş olan bu misafirperverlik ve iltifa için başta hotel sahibi değerli abimize ve hizmette kusur etmeyen personele kalbî teşekkürler.) Ne demişler, bir darb-ı mesel vardı: “Gez dünyayı, gör Konyayı!” El-hak, doğrudur efendim. Tecrübeyle...
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Kasım
20
Kasım
20
Kasım
20
Kasım
20
Kasım
19
Ekim
14
Bir Ziyarettir Bu Vefakâra
• Fatih Bahtiyar • Hayata Dair Denemeler • 25 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Eylül
5
Eylül
5
Ekim
14
Bir Ziyarettir Bu Vefakâra
• Fatih Bahtiyar • Hayata Dair Denemeler • 25 kez okundu. • 0 kez yorumlandı. |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||