DuvarlarDuvarlarDuvarlarBiraz dışarı çıkıp hava alsam çok iyi olacak… Yeni aldığım spor ayakkabılarımı özenle giydim. Pantolonumun paçalarını bağcıkların üzerine doğru saldım. Çocukluğumdan beri çok dikkat ederim buna. Paçalarım mutlaka ayakkabılarımın bağcıklarını örtmeli. Merdivenleri ikişer ikişer indim. Bahçe kapısından çıkıp kapıyı kapattıktan sonra biraz durdum. Mahalle çocuk sesleriyle çınlıyordu. — 1.2.3…10. önüm, arkam, sağım, solum sobedir. Saklanmayan ebedir. Sağ kolunu dirseğinden büküp alnını korumak için duvara yaslayan çocuk bunları söylerken yedi-sekiz arkadaşı da dört bir yana koşuyor, saklanacak makul yerler arıyordu. Kimi kendisini sağlama aldığı için oldukça rahat, kimi saklandığı yeri güvenilir görmediğinden tedirgin; ama hepsi de mutlu ve huzurlu. Zaten en büyük ihtiyaçları da bu değil mi? Hele böyle bir zamanda ve kargalara kalan dünyada… Çocukları oyunlarıyla baş başa bırakıp yürümeye başladım. Sigara yakacaktım; ama vazgeçtim. Yürürken içince çok rahatsız ediyor. Ellerimi cebime soktum. Bir türkü mırıldanarak yürüyordum… “Ey sevdiğim bir gün bana yâr demedin, yâr demedin. Gece gündüz tenhalarda ağlayanım var demedin.” Şöyle bir gökyüzüne bakayım diye başımı kaldırdım. Gözüm sağ çaprazımdaki harap duvara takıldı. Kireçle badana yapıldığı belli; ama ne zaman, kim bilir? Üflesen yıkılacak. Asıl dikkatimi çeken duvarın eskiliği-haraplığı değil üzerindeki yazıydı. Kan rengi harflerle “kahrolsun” yazıyordu. Ne ya da kim kahrolmalıydı? Harflerin düzgün yazılmayışı; bu yazının gece vakti polislerden gizli olarak bir ceylan ürkekliğinde yazıldığını düşündürüyor insana… Yürüdükçe bu yazılardan birkaç tane daha gördüm. Kimi duvarlarda yazı, kimi duvarlarda da şekil. Duvarlar konuşmaya başlamıştı bu şehirde. Gariptir, benden başka kimse bu yazılara dönüp bakmıyor, umursamıyor. Eskiden duvar gazeteleri vardı. Hatırlarsınız. Belki birkaç okulda numunelik kalmıştır hala. Oralarda dileyen istediği “şey”i yazabilirdi; tabi bir yere kadar. Küfür, isyan olmazdı onlarda. Eleştiri ve sitem yüklü olurdu en fazla. Bu duvarda yazanlar hiç onlara benzemiyor. Bunlar ürkütücü… Bir an mahalledeki çocuklar geldi aklıma… Hem de o duvara yaslanan çocuk. Oyun oynamak için bu duvara yaslanmak zorunda kalsaydı. Başını tam o “kahrolsun” kelimesindeki kocaman “o” harfinin ortasına yaslasaydı. Oluşan tabloyu hayal edebiliyor musunuz? Ne kadar acı! Hava alayım diye çıktım; ama iyice sıkıntı bastı. Nefes almakta güçlük geçmeye başladım. Eve dönmem gerek diye düşündüm birden. Kesinlikle geldiğim yoldan dönmek istemiyordum. O yazıları bir daha görmeye tahammül edemem. O yüzden başka bir yoldan eve geldim. Fakat bir şeyin değiştiğini söyleyemem. Yazılar adeta rutubetli duvar diplerinde yetişen mantarlar misali her yerde… —Oğlum! Hadi çık yukarı, baban çağırıyor. Bu ses, oyunu bırakıp bir türlü yemeğe gelemeyen çocuğunu babasıyla korkutarak çağıran bir anneye ait. Çocuk dinlemiyor tabi… Nihayet eve gelmiştim. İkişer ikişer indiğim merdivenleri bu kez yavaş yavaş çıktım. Balkonda çay içmek istiyordum. Evet, evet bir çay koyayım. Çayı koydum. Masamda yarım kalan hikâyeyi okumaya başladım. Hikâye bitti. Adı ne hikâyenin? Duvarlar… Olamaz! Bir yazıcı benimle aynı şeyleri yaşamış olamaz. Şaşkın ve kısık bir ses: Olmuş işte…
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Kasım
20
Kasım
20
Kasım
19
Kasım
19
Kasım
19
Eylül
5
Ağustos
31
Marangozhanede Kırk Gün
• İsmail Alperen Biçer • Yaşamdan Hikayeler • 40 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Mayıs
19
Mart
19
Ruhunu Yitirmişseneye Yarar Beden?
• İsmail Alperen Biçer • Klasik Şiirler • 82 kez okundu. • 4 kez yorumlandı.
Mart
17
Nisan Ayının Otuzuncu Akşamı
• İsmail Alperen Biçer • Aşk Şiirleri • 168 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Mart
10
Mart
17
Mart
17
Nisan Ayının Otuzuncu Akşamı
• İsmail Alperen Biçer • Aşk Şiirleri • 168 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Mart
19
Ruhunu Yitirmişseneye Yarar Beden?
• İsmail Alperen Biçer • Klasik Şiirler • 82 kez okundu. • 4 kez yorumlandı.
Mayıs
19 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||