“Evlat olmak zor zanaat beyler... Ebeveyn olmaktan çok daha zor yeri geldiğinde... Uykusuz geceler gerektiriyor.. kimi zaman başarınızla onları mutlu etmek için, kimi zaman sesleri yükselirse müdahele edebilmek için... nöbetler gerekiyor.. sabahlara kadar bıçak üstünde uyumaktan tavşan uykusuna alışıyorsunuz.. nelere alışmıyorsunuz ki? yaşınız il...”
Evlat olmak zor zanaat beyler... Ebeveyn olmaktan çok daha zor yeri geldiğinde...
Uykusuz geceler gerektiriyor.. kimi zaman başarınızla onları mutlu etmek için, kimi zaman sesleri yükselirse müdahele edebilmek için... nöbetler gerekiyor.. sabahlara kadar bıçak üstünde uyumaktan tavşan uykusuna alışıyorsunuz.. nelere alışmıyorsunuz ki?
yaşınız ilerledikçe, aman sesleri yükselmesin size karşı diye, kapının önünde bile oturmamaya özen göstermeye alışıyorsunuz..
babanız annenize birşey yaparsa aman diye günler ve gecelerce nöbet tutmaya alışıyorsunuz...
uyku uyumama oyunlarına alışıyorsunuz..
uyandığınızda babanızın ellerini annenizin boğazında görmeye, komşulardan yardım istemek için neredeyse gündüzki kıyafetinizle uyumaya, hatta yatağınızın altındaki satıldan güvence almaya alışıyorsunuz...
sofrada babanız birkaç kez kızdığı için aman ses etmesin kimsenin huzuru bozulmasın diye burnunuzu tutarak hapşurmaya alışıyorsunuz...
Küfürler işitmeye alışıyorsunuz.. sizin ve annenizin hakkında orada burada konuşan kişinin `öz babanız` olduğunu yadırgamamaya alışıyorsunuz..
annenizin saçlarının dökülüşünü kalanların beyazlaşmasını izlerken bir yandan da onun duygu sömürülerine boyun eğmeye, acılarını sarmaya alışıyorsunuz...
biraz daha büyüyorsunuz.. arada kalmaya ve suçlanmaya alışıyorsunuz.. onların gözünde yuva yıkan kişi olmaya alışıyorsunuz.. İnsanlardan `ay o adamın kızı mı.. hayatta alınmaz, başımızı belaya mı sokacağız` sözünü duymaya alışıyorsunuz.. Ne kadar anlatırsanız anlatın anlaşılmamaya alışıyorsunuz... Nefret etmemeye, sakin davranmaya, unutmaya ve affetmeye alışıyorsunuz...
Evden gidememeye, kardeşlerin yetmezmiş gibi bir de anne babanıza `ebeveynlik` yapmaya alışıyorsunuz...
Evlilik merciine güveninizi yitiriyorsunuz.. Çocukluğunuzu, ergenlik döneminizi yitiriyorsunuz...
Evinize gelen misafirleri hatta kuzenlerinizi yitiriyorsunuz ve bunları bir şekilde geri kazanma çabalarınızı, kapınızın bayramda da olsa çalınmasını sağlama çabalarınızı yitiriyorsunuz..
Yeri geliyor müthiş bir başarıyla kazandığınız okulunuzu yitiriyorsunuz..
Yaşama sevincinizi yitiriyorsunuz.. Yine de.. her şeye rağmen.. `ailem` dediğiniz insanları ayakta tutabilmek için `DİMDİK` duruyorsunuz...
Ali Kemal Nacaroğlu / 20.07.2008yazıyı okudum ve beğendim. yazar kutlanmaya değer. --yalnız bir sorum olacak: yazıdaki gereksiz noktalama (özellikle 3 nokta neden?)--- kutlarım.
Haluk Namdar / 20.07.2008Yaşanan hayat bence evlatlık değil, sorumsuz ebeveynlerin kötü davranışlarından kendisini sorumlu hissetme hali !!! Bence bu evlat, kendi kanatlarıyla uçabilmeliydi. Asla geride kalanları düşünmeden !!! Artık onların hatalarına daha fazla ortak olmadan, onların hatalarının düzelmesini beklemeden, bu hayat benim, diyebilmeliydi… Belki de erkek gözüyle, bunu yapmak, demek kolaydır. Ama kız evlatlar da bunu başarabilirler. Başarabilmenin temelinde, okul başarısı, iş-meslek başarısı gibi sağlam temeller olmak zorunda. Hani derler ya, koluna altın bileziği yaktın mı, sırtın yere gelmez. Başarılı ol da bakalım, diğerleri senin yokluğunu hissetsinler, yaptıklarından utansınlar. Doğurtmak ve doğurmak hiç de marifet değil. Evladını rezil ederken ne yaptıklarını düşünmeyenlere, evlat da lazım değildir. Onlar bencil davranacaklar, sonra da evladı onları düşünecek ha !!! Hiç gerek yok bu duygusallığa !!! Bırakınız kendi pisliklerinde BOĞULSUNLAR….
Emel Türker / 19.07.2008huzursuz bir ortamda yaşayan çocuklara gerçekten çok yazık oluyor
Nesrin Göçtürk Kaya / 19.07.2008Sevgili Aslı. Yazını okuduğumda sıraladığın "alışmaların" payesini kız evlatlar yükleniyor. Ne yazık ki,bütün bu alışkanlıkların ötesinde,zamanla kimliksiz ve yaşanmamış yıllar bakışlarında gizli bir kadın olmaya alışıyoruz... Sevgiyle,