“İki yol sonra.Canlı, insan, dişi, kadın, anne, eş, yazar/şair:Zaman akıyor suskun güneşin yerine de. Ben geçen iki yıl boyunca anlattım içimi. Bir ışık vursun istedim mutsuz insanların gözbebeklerine. Tasarılarım, tasalarımın önüne geçti. Ümitlerim, ümitsizliğe yenildi. Beklentilerim birer birer düştü düş`lerimden. Hayaller denizinde dolaşırken ...”
Zaman akıyor suskun güneşin yerine de. Ben geçen iki yıl boyunca anlattım içimi. Bir ışık vursun istedim mutsuz insanların gözbebeklerine. Tasarılarım, tasalarımın önüne geçti. Ümitlerim, ümitsizliğe yenildi. Beklentilerim birer birer düştü düş`lerimden. Hayaller denizinde dolaşırken aklım, zekama mağlup oldu.
Ne oldu... Ben, Karşılıksız Beklentiler.Net`e üye oldum, iki yıl kadar önce. Ve kaç gece, kaç zaman hevesle karşısına oturdum bilgisayarın. İnsanların dramını anlattım Güneydoğu`da şehit düşen Mehmetçik`in gözbebeklerinin Edirne!ye parıldamasını, Irak`ta öksüz bile düşemeyen çocukların İstanbul`un gecelerini karartmayan saçlarını, on ikinci denemede kendine layık bir cumhurbaşkanını seçen halkımın değişmeyen kaderini, milli gelirimizle ters orantılı giden demokrasimizi ki sol yanı ağır darbeli. Anlattım köylerde yaşayamayan kadınlarımızın kaderini, okul yerine tarlalara gönderilen kızlarımızı, yetmişlik dedelere yatak arkadaşlığı yapması için evlendirilen ve gökyüzündeki yıldızları sadece parlak bir ışık olarak gören kızlarımızı ve devam ettim anlatmaya tersanede ölen işçilerimizin kırçal sakalında oynayamayan çocukları, ülkenin karış karış yabancılara satılmasını ve kitlerin kitleselliğine dönüştürülerek yabancılara ortak edilmesini.
Ve bekledim iki yıl boyunca yorumlarda destekleri. Hatta inanın kaç tur attım sahafların o kitap kokulu dükkanlarında, eski kitap sayfalarında aradım el değmemiş duyguları ki onlar naftalin kokusu altında can çekişiyordu. Derken düşlerimi gerçeklere uyduramadığımı anladım. Canlı canlı atan yüreğime ağırlıkların çöktüğünü, kıpır kıpır oynaşan duygularımın bilincimin aşağılarında hüzünlü hüzünlü oturduğunu keşfettim. İstediğim neydi diye sorgularken, toplum için yazdığımı sanırken birden içimde dolaşan tatmin edilmemiş duyguları keşfettim. Yaşadıklarımın arasına yaşamadıklarımı eklerdim.
Boşluk... Sitede kariyerimin her yükselişinde kendimden gittikçe uzaklaştığımı, kavgalarımın boşlukta uçuşan ve güneş gördüğünde eriyecek olan buz parçaları gibi olduğunu hissettim. De, iyi halt ettim. Ne güzel, eşim, hayat arkadaşım benim için bir edebiyat sitesi kurmuş, artı, yazdıklarımı yorumlamaları için özel yorumcaları siteye üye yapmış, hatta beni kızıma göre kardeşimi, eşini, ve hatta kayınvademi bile üyeler listesine dahil etmiş. Ve ben de bir süre bulutlarda gezmiştim her genç kız gibi. Derken anladım ki hiç bir şeyden anlamamışım. Suskun okuyucudan gelenleri artı haneme atarken, aynaları sadece güzelleşmek için kullanmışım, akşamları da imansız Ay`ı.
Sonunda ben kendimi sadece bir kişiye anlatabilmişim, O`na da yanlış anlatmışım.
Gel içimdeki yalnızlık, söyle bana, neyi yanlış anladın, söyle de aydınlatayım seni.
"Hayatın başı ve sonu belliydi, hiç olmazsa ortasını kaçırmamalıydım".
.............................Oğuz Atay
Not: Bu hikaye, sadece bir kurgudur. Yaşanmışlıklarla hiç bir ilgisi yoktur.
Ersin Başeğmez 16 mayıs 2008 12:51 - İzmir çaysız_şekersiz ve badem/siz anlam, anlamsızlığın kucağında uyuyan bir bebektir, anneler emzirdikçe büyür.
Gülçin Karakaya / 17.05.2008Siz imansız ay imanlaştırırken ben de hanedan gibi kalabalık bir aile içinde yaşasamda odalardan koşarak geldiğimde kalem dostumum sayfasında buldum kendimi...Biraz geç kaldım...Yol uzundu...Sonu hüsranla bitmiş...Hayat hayallere kavuşur...İnancımızı yitirmemeliyiz.Yorumlarım dinç ve ayakta...Sağlıcakla kalın
Cemal Çelik / 17.05.2008"Anlattım köylerde yaşayamayan kadınlarımızın kaderini, okul yerine tarlalara gönderilen kızlarımızı, yetmişlik dedelere yatak arkadaşlığı yapması için evlendirilen ve gökyüzündeki yıldızları sadece parlak bir ışık olarak gören kızlarımızı ve devam ettim anlatmaya" bu ve bir çok şeyi yeniden hatırlatıp bir çok önemli konuyu tekrar hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. saygılarımla.
Erol Güldiken / 17.05.2008çok güzel, çok keyifliydi. Kutlarım.
Ziyaretçi Yorumu / 17.05.2008Çok güzel cümleler var bu bölümde, tıpkı 41 çeşit aşure... Yazarın adı kaldı ya bu sitede, O unutulmaz artık. Anlamla ilgili son cümle bir özdeyiş olmalı. Kutlarım.
Fatma Çetin Kabadayı / 16.05.2008Anladım.Çok yaratıcı buldum. Her cümlesi birbirinden anlamlı. Bizden birileri belki de biziz anlatan.Gerçekten lezzet alarak okunan bir kurgu (?) olmuş. Ha.. Çaysız_şekersiz ve badem/siz den sonraki iki cümle atasözü olmaya yaraşır biçimde. Kaleminiz hiç susmasın üstadım.
Necla Alptekin / 16.05.2008 “ Yazar” adı üstünde yazar işte. Canı isteyen okur, istemeyen okumaz. Ama yazar yinede yazar… Aynı Ersi Bey gibi biraz ondan biraz bundan, tuz, salça, karabiber…(pul biber kalmamış) Sonra da herkes kendinden bir şeyler bulur “ben miyim?” düşüncelerine kapılır, bir sonra ki bölüm de yok der ben değilim… Sonra etrafına bakınır “kim olabilir” yetin işte sen değilsin… Sadece aşure pişirmiş oysa. Sonun da bakarsın ki sahiden hayal ürünü. Öyle ya da böyle bir şekilde okutmayı başardı ya siz ona bakın. Kutluyorum kalemini. Saygılar.
Kadir Bıyıklı / 16.05.2008yürekten kutlarım, seni okumak değerlenmiş bir zaman benim için...
Çiğdem Bekar Abilov / 16.05.2008Demek,sülale boyu üyeliğin sebebi buymuş ve hayallere kavuşmak bu hayata birkaç beden büyük geliyormuş.Ölçüsünde ve tadında bitti.Keyifliydi,kutlarım!
Firdevs Bozkurt / 16.05.2008Akıcı ve çok samimi dizeler hele ilk satır özellikle çok güzeldi...tebrikler...d.kalın
Çiğdem Ercan / 16.05.2008Olmadı ama şimdi.Erken bir bitiş bu.Çok alışmıştık kurgu dediğiniz bu hikayede tanıdık yüzler aramaya.Güzel bir hikayeydi.Tebessümle hatırlayıp, ara sıra yeniden okuyacağım.Varın siz çaysız geçirin zamanlarınızı.Ben mutlaka çay içiyor olacağım bir şeyler okurkan.Sevgiler...
Raziye Ödemiş / 16.05.2008Filmler de hep kurgudur ama, herkes film içinde kendinden bişeyler bulur. Hikayenizde de kendimden bi şeyker buldum. siz ne kadar kurgu da deseniz. Güzeldi zevkle okudum.
Ziyaretçi Yorumu / 16.05.2008Bakış açısı herkesin farklı...İki adam parmaklıkların arkasındaymış...Biri yerde olan çamura, diğeri gökte ki, yıldızlara bakmış...Bir bakış var ki, o da sımsıcak sevgi içeren bir gülüştür...Koca buz dağlarını bile eritir...Ersin Bey`in her yazısı farklı bir bakış baktırıyor...Bu yazısına Victor Hugonun bir şiirle yanıt vereceğim..."...Bir bakışın kudreti bin lisanda yoktur/
Bir bakış bazen şifa bazen zehirli oktur... /
Bir bakış bir aşığa neler neler anlatır /
Bir bakış bir aşığı saatlerce ağlatır./
Bir bakış bir aşığı aşkından emin eder/
Sevişenler daima gözlerle yemin eder..." /...Tatlı ve dostane bakışlarla bakmaya devam...Saygılarımla
Sevil Nizamoğulları / 16.05.2008güzel bir hikaye baştan sona ilgiyle okudum.. Ve kurgu demenize rağmen bir çok kişinin kendini bu hikayede bulduğuna eminim... Keşke dedim bana da bir site kuran olsada yorumlarla avunsam aynaya hiç bakmasam..:)
saygılar..:)