Nükte / Cumanın Kazası Olmaz Ya Yangın Söndürmenin?
Bir bilimadamı, orman yangınlarının verdiği hüzünle düşünceye dalmış, bir zaman sonra da ilhama mazhar olmuştu. O ilhamla çalıştı. Yangını susuz söndürmenin usulünü buldu.
Günlerden cuma idi. Ülkesini afetten kurtacak olmanın sevinciyle hükümetteki yetkilinin huzuruna çıktı Bilimadamı. O`na;
``Artık milletçe fazla tasalanmayacağız, Sayın Büyüğüm!`` dedi. ``Bilimadamlığımın hakkını verip, yangını susuz söndürmenin yolunu buldum!``
Çalışmasından bazı bölümler de sundu ona. Kumdaki karbon etkisinin nasıl kullanılacağını tarif etmeye çalıştı.
Hükümetteki Yetkili, `dur şunu bir deniyeyim` dedi içinden. O`na;
``Cumamız hayırlı olsun; namaz kılmaya gidiyor muyuz Beyefendi?`` diye sordu.
Bilimadamı, ne diyeceğini bilemedi. ``Namazın kazası`` diye bir söz duymuşluğundan olacak, Yetkili`ye;
``Ben kazaya bırakıyorum Sayın Büyüğüm!`` deyiverdi.
Hükümetteki Yetkili, `hah, yakaladım işte` diye mırıldandı. Oturduğu yerden kalkıp;
``Bu nasıl bilim adamı olmaktır Beyefendi?!`` diye çıkıştı. ``Sen daha cuma namazının kazası olamıyacağını bilmiyorsun, bana bilimsel buluşundan bahsediyorsun!``
Bilim adamı, mahcup olmuştu. Boynunu büktü. ``Değerlendirmenizin sonucunu bekleyeceğim Sayın Büyüğüm`` deyip müsaadesini istedi.
Bilimadamı`nın Yetkili`in makamından mahzun çıktığını gören yakını, O`na sordu:
``İçeride bir problem mi oluştu Beyefendi?`
Bilimadamı, başını aşağı yukarı salladı. Sonra elini başına vurup;
``Yazıklar olsun bana!`` deyip sızlandı. ``Namazcıların arasına girmişim çıkmışım da, cuma namazının kazasının olmadığını öğrenememişim!``
Bilimadamı`nın yakını, sezmişti bir şeyler. Boş yere mahzun olmanın anlamı yoktu ki. Onun omuzuna dokunup;
``Bazı bilgiler vardır ki, öğrenmemenin zararı olmaz Beyefendi!`` dedi. ``Sen, öğrenilmesi gerekeni erteyeyene bak; kazasının olmadığığı öğrendiğinde, kafasını taşa vursa faydası olmayacak!``
İbrahim Faik Bayav
23 Haziran 2008)