“Babacığım, Bugün, benden gidişinin tam tamına onuncu yılı. Gittiğini kabul etmeyeceksin biliyorum. Mahkemenin bize tanıdığı sınırlı zaman aralıklarında; babalık görevini eksiksiz yerine getirmek için elimden tutuşların, parkta gezmelerimiz, aldığın oyuncaklar, yanağıma kondurduğun öpücükler, hiç ama hiç birisi bana gerçek baba sevgisini yaşatam...”
Bugün, benden gidişinin tam tamına onuncu yılı. Gittiğini kabul etmeyeceksin biliyorum. Mahkemenin bize tanıdığı sınırlı zaman aralıklarında; babalık görevini eksiksiz yerine getirmek için elimden tutuşların, parkta gezmelerimiz, aldığın oyuncaklar, yanağıma kondurduğun öpücükler, hiç ama hiç birisi bana gerçek baba sevgisini yaşatamadı. Kardeşim ise daha çok küçük olduğu için anlam veremiyordu. “Babam ne zaman gelecek!” sorusuna verdiğimiz yalan cevapların sayısını unuttum. Ben mi? Ben her akşam pencerenin önünde seni bekliyordum. Elinde ekmek ve meyve poşetleri ile evine gelen babaları ve onlara koşarak sarılan kızları seyrediyordum. Nasıl özendiğimi bilemezsin. Gözyaşlarımı pervazın çukuruna akıttıktan sonra gizlice odama koşuyor, çığlıklarımı yatağımın içine gömüyordum. Hiç duymadın değil mi?
Okul hayatımda girdiğim bütün sınavlardaki başarısızlıklarımın, kız ya da erkek arkadaş edinemeyişimin ve mutsuzluğumun nedenini hiç sormadın. Zira çocuktum senin gözünde ve hiç büyümedim. Şimdi sen sormadan ben söylemek istiyorum. Arkadaşım olmadı zira babası olanlar benim arkadaşım olamazdı; çünkü onlar her sohbette yapamayacakları bir şey için “Babam kızar!” diyorlardı. Ben de “Babam kızar!” diyebilmeyi ne çok istedim bilemezsin. Oysaki aldığım kötü notlara bile kızacak babam yoktu benim… Olsaydın da kızsaydın be! Babacığım…
Bir gece artık annemi sevmediğini haykırmıştın. Annem de ağlamıştı. Ben olanlara inanamamıştım. Annemi öyle çok seviyordum ki “Babam nasıl sevmez, annem ona ne yaptı ki!” diyerek sana karşı ilk nefret tohumlarını ekmiştim yüreğime. Sonra bir gece uyandığımda gizlice telefonla konuştuğunu duydum. O kadın! Evet, o kadına; sana yıllarını, gençliğini, her şeyini, hatta senden bir parça olan bizleri, kanıyla, canıyla besleyip sana veren anneciğimi sevmediğini, terk edeceğini söyledin. İşte bu öfkeyle nefretim yeşerdi, ben büyüdükçe nefretim daha çok büyüdü. İstediğin neydi o günlerde anlam veremiyordum. Haklısın çocuktum. Şimdi ise büyüdüm ve anlam verebiliyorum babacığım. Verdiğim anlamlardan nasıl utanıyorum bir bilsen… İstediğin; çiğ et, macera, manevi değeri olmayan aşk sandığın şehvet duygularının dışa vuruşu ve yaşadığın karmaşaydı… Ya da hayata geç kalmak telaşı uğruna; harcadığın hayatları görmeyen, kör gözlerinin sahte şavkında gizlediğin anlamlar…
Biliyor musun? Benim hiç sevgilim olmadı babacığım. Sayende bütün erkeklerden nefret ettim. Gün gelip aşkın biteceği, annem gibi aldatılmış ve bir kenara atılmış bir kadın olma korkusuydu buna sebep. Kardeşim mi? O şu an on beş yaşında. Merak etme benden farkı yok onun da, klonlanmış iki insan yetişti yokluğunda…
Duyduğuma göre o kadın seni de terk etmiş. Hem de yeni bir yuvanın çatısına tünemiş bu günlerde… Seni de paçavra gibi bir kenara atıvermiş diyorlar. Hala anlamadığım tek şey, “ Benim Babam!” diye gözümde büyüttüğüm sen! Bir yuvayı gözünü kırpmadan yıkmayı göze alabilen bu acımasız kadına nasıl inandın? Nasıl gittin peşinden, ayağına dolanan bizlere bir tekme savurup… Kendi hayatın uğruna üç hayatı berdel edecek kadar nasıl vicdansız olabildin… Yok, vazgeçtim, bilmek istemiyorum… Hani “Sen çocuksun anlamazsın.” diyordun ya! Büyüdüm hâlâ anlamadım babacığım…
Şu an sen de bizim gibi terkedilmiş bir zavallısın. Biliyorum bu mektubu açtığında gözlerinde mutluluk belirecek, mektubu okudukça o mutluluk yavaş yavaş hüzne dönüşecek ve gözpınarlarından iki damla yaş süzülecek. Görebilmeyi ne çok isterdim. Bu güne değin sana bir şeyler söylemeye çalıştıysam da beni çocuk gören o alaylı bakışlarını hiç unutmadım. Şimdi yirmi yaşımdayım. Artık büyüdüğümü görmen için yüreğimden dökülen sızıyı, kırılan umutlarımı satırlarda şekillendirip sana gönderiyorum.
Pişman mısın? Çok geç kaldın! Sen baba olabilirsin ama biz asla çocuk olamayacağız…
Korhan Bora / 15.08.2008Derinden bir yerlere dokundu. Kalemine sağlık...
M.furkan Durgun / 14.08.2008Sevgili ablacığım kalem dostum.Ellerine yüreğine sağlık.Kalemin elinden hiç eksik olmasın.Bundan daha açık ve sade anlatılamaz bu konu.
Erol Güldiken / 04.07.2008Hikaye de güzel, anlatım da. Tebrikler.
Kübra Köroğlu / 01.07.2008cidden çok güzel, akıcı olmuş,etkileyici bir yazı...
Fatma Çetin / 01.07.2008sözcükler boğazımda düğümlenir.göz yaşlarım akmaya hazırdır.durdurulamaz. bir hisdir bizi biz yapan o bütün hisleri doğurur söylenemez çoğu zaman. düğümlenir. bir hıçkırık olur çoğu zaman ve ifade edilemz. ölümdür sanırız ona son veren ama sonuna kadar direniriz taki hissedilemeyen olana kadar. umarım bir gun durur bu haykırışlara sebep olanlar.
başarılar...
Derya Sesigüzel / 01.07.2008Ablacım okumakta çok geciktim farkındayım ve çok özür diliyorum.Hikayen mi?Tek kelimeyle harika olayın bizzat içinde gibi hissettim kendimi.Kalemine saygıyla eğiliyorum:)İyi ki varsın:)Sevgilerimle...
Derya Sesigüzel / 01.07.2008Ablacım özür diliyorum yazıyı okumakta çok geciktim.Hikayen mi?Ona zaten diyecek söz bulamıyorum.Ve kalemine saygıyla eğiliyorum.İyi ki varsın:)
Birgül Erdoğan / 27.06.2008tek kelime ile harika bir anlatım.yorumlayamıyorum bile.yürekten kutlarım sizi...
Muzaffer Akçay / 27.06.2008Çok ilginç ve anlamlı bir prezentasyon....
Deniz İlker Toker / 26.06.2008muhteşem desem inanır mısınız ?
-Pişman mısın? Çok geç kaldın! Sen baba olabilirsin ama biz asla çocuk olamayacağız…
-çok hoşuma gitti gerçekten yüreğinize sağlık...
Nesrin Göçtürk Kaya / 26.06.2008Sorumsuz anne ve babaların yükünü "yangın yerinde yetişen güller" yani çocuklar taşıyor. Gerçekten acı...hemde çok acı...
Yüreğimize ve kaleminize sağlık.
Mehtap Güngör / 26.06.2008Kaleminize sağlık. Onlar "BABA " olabiliyor biyolajik ve nüfus kağıdında ama biz çocuk olamıyoruz geri dönüp o yaraları saramıyoruz ....
Ve bir erkeğe güvenip sevemiyoruz ya bende yaşarsam korkusuyla kovalıyoruz giden zamanı ya bende yaşarsam ya benimde çocuklarım bunu yaşarsa cesaret edemiyosun bir yuva kurmaya ... İhanetin ne olduğunu küçücük yüreklere öğretmeye kimsenin hakkı yok ...
Evli olduğunu bile bile ilişki yaşayan bayan yada erkek hepsinden hefret ediyorum belki acımasızca ama ediyorum işte .....
masumiyete inateti öğreten , güvenmek ne demek bunu öğrenmemizi sağlayan , gerçek sevigiy bulamama korkusundan sevmekten kaçan yürekler yarattıkları için nefret ediyorum
Mehmetşah Yiğit / 26.06.2008Yüreğinize sağlık,akıcı ve hoş anlatım,saygılar.
Ayten Dirier / 25.06.2008Çocukluğumuzda bu vakalar tek tüktü ve yüreği -bir anlık keyif uğruna- kurutulan o çocuklara farklı yaklaşırdık. Yıllar geçtikçe o kadar çok arttılar ki, kanıksandı gibi... Ama benim sindiremediğim, böyle yuvaların çatılarına tüneyen baykuşlara toplumun tepki göstermemesi, olağan görmesi... Yine toplumsal bir yarayı şiir gibi anlatmışsın, kutlarım.
Dürdane Koç / 25.06.2008Hani “Sen çocuksun anlamazsın.” diyordun ya! Büyüdüm hâlâ anlamadım babacığım…
Çok dokunur bu söz adama ya... Yüreğinize sağlık çok beğendim... Hatta heveslendim bi hikaye de ben yazıyim dedim:)
Mehmet Emin Selçuk / 25.06.2008Pişman mısın? Çok geç kaldın! Sen baba olabilirsin ama biz asla çocuk olamayacağız….. bu yazınızda duygulanmayan biri heralde şu son sözcükte yenik düşerdi yüreğine tıpkı benim gibi.. yaşamdan yaşanılması istenmedik bir rol daha...gönlüne sağlık ablacığım.
Gül Deste / 25.06.2008..Yaşanmış yaşanmışlıklar ardında saklanmış hüzünler..Geriye dönüp baktığında,bir hışımla yüzünü çevirdiğin zaman dilimleri..acı..yürek buruklaştırıcı.İnsanın yaşaması gereken zamanda yaşayamayıp,sonrasında zamana edilen isyan.Geri dönüşün olmasının imkansızlığı.`Sen baba olabilirsin ama biz asla çocuk olamayız.`Ne güzel ifade etmişsiniz.Aslında nasılda her harfine acıyı sürüp kelimeleştirmişsiniz..çok yoğun,zor bi imtihan..
Bekir Dadaloglu / 25.06.2008çok etkileyici bir yazıydı anlayabilene...
saygılarımla
Ecem Çevikdil / 25.06.2008babalık lafla olsaydı herkes olurdu. o insan baba bile olamaz. çok güzel bir yazıydı, tebrikler...
Aygül Karacan / 25.06.2008Ablacım çok duygulandım. Bu nasıl yürek böyle. Umarım aklında kötü niyet taşıyan, daha ailesini terk etmemiş sanki uçurumun kenarında gibi son kararını vermemiş bütün babalar bu yazısı okusun. Belki çocuklarının geleceklerini karartmaktan vazgeçerler. ne iyi etmişsin de böyle bir yazı yazmakla. sevgi ve saygılarımla.
Burak Adanur / 25.06.2008Ne denir ki; Allah kimselere vermesin, böyle durumlara düşürmesin.Amin
Necla Alptekin / 25.06.2008Adınıza üzüldüm Günaydın Bey. Yazı; yaşamın içinden ama tamamen gözlemlere dayalı kurgudur. Yazar ile yazıyı karıştırmamak gerekir. Aynı hataya düşmesi muhtemel pek çok insana ancak kalemimle hitap edebiliyorum. Umarım kızınız seslenişinizi yanıtsız bırakmaz. Saygılar.
Günaydın Erkol / 25.06.2008Bu olayları bizzat mı yaşadın Sevgili Nejla? Okudukca gözümün bulutlarına engel olamadım. Sanki kızım bana sesleniyordu... Ama heyhaaat ki heyhat... Yazsada kızımda bana yazsa. Ama asla yazmayacak bunu biliyorum. Ancak bir benzerini ben kızıma yazmayı düşünüyorum.
Sevgi ile kal sevgili Nejla.
Mozan Aras / 25.06.2008Anlatım, zor anlayana bile anlatabilen türden. Konu yaşamın içinden, dokunulması teğet geçilen, ama, etkileri yaşam boyu kalıcı. Kutlarım. Saygılar.
Lutuf Veli / 25.06.2008Sen baba olabilirsin ama biz asla çocuk olamayacağız…
Bir aile dramının çocuk ruhunda bıraktığı fırtınalar ve yıkım ne güzel ifade bulmuş yazarın duru ve güzel anlatımıyla...mükemmel bir roman çıkar bu yaşamlardan ...tebrikler.
Erturan Elmas / 25.06.2008Çoluk çocuk sahibiyken, ailenin kutsallığını tam idrak edemeyip, kendisinden çok genç bir kadına aşık olan erkeklerin ibret dolu hikayesi... Bu hikayelerin hepsi üç aşağı beş yukarı birbirine benzer ama bu hikayede anlatıldığı gibi arada harcanan daima çocuklar olur. Çok gerçekçi ve bir o kadar da duygulu bir yazı oluşturmuşsunuz Necla Hanım. İnşallah bu yazıdan ders alanlar olur. Tebrikler...
Kenan Ocak / 24.06.2008Nadıl içimi acıttığını biliyorsun değil mi? Hayatın çetelesini tutmaktan bıtkın hale gelmiş kaçışların geride kalanlarına çektirdiğimiz acıların yüreğimizi nasıl erim erim erittiğini ve kaç paralık hayal uğruna diye yaşadığımız kaçışların altında ezildiğimiz... yazabilmek için görebilmek ve yaşayabilmek çok önemli tabii ki... Yazarlığın üstün meziyetlerinde dolanıyorsun... Yüreğimle tebrik ediyorum kalemini...
Ziyaretçi Yorumu / 24.06.2008Geç kalmalar hep hüzünlüdür, acılıdır ama en kötüsü de ana, babaların geç kalmasıdır...Dediğin gibi telafisi yoktur artık...Yürek burkan bir konuyu işlemişsin.Ağladım ağlayacağım...Tebrikler paylaşımın için.Sevgiler canım.
Gülçin Karakaya / 24.06.2008Pişman mısın? Çok geç kaldın! Sen baba olabilirsin ama biz asla çocuk olamayacağız…Son cümlenizde göz pınarlarımdan iki damla yaş süzüldü...muhteşemdi.
teşekkürler
Melek Öztürk / 24.06.2008Gözlerim doluverdi be ablacım...Bu nasıl bir anlatım ki okuyucu kendini hikayenin içinde yaşıyor olayları...Hikaye mi şiir mi denecek olursa da işte orada ben ikisini de isterim... Kucak dolusu sevgilerimle:))
Müslime Uğuz Öngeli / 24.06.2008Pişman mısın? Çok geç kaldın! Sen baba olabilirsin ama biz asla çocuk olamayacağız…
Son cümle vuruş cümlesiydi. Yüreğin dert görmesin.
Ahmet Aydın / 24.06.2008Hayatta bazı şeyler bir kere yaşanır,duygularınızı acı sözcüklerle ve gerçeklerle öyle anlattınız ki yüreğim babasız bırakmadığım ve olmayan çocuklarımı babasız bırakmış kadar cız etti,kaleminiz; bilmediğimiz hissedemediğimiz duyguları anlatmak için ve size böyle acizane dönüt vermek için bize yazı yazmanız için daim olsun,hoş bir öykü,acı bir eksiklik...
Ersin Başeğmez / 24.06.2008bir kalem bu kadar güçlü olabilir ancak.sayfaya duygu yoğunluğunu, çocuğun yüreğini çok gerçekçi yansıtmış. tebrikler kaleme. saygılarımla
Çiğdem Bekar Abilov / 24.06.2008Kesinlikle, ama kesinlikle nesirde kalmalı bu kalem.Harika bir anlatım ve elbette ki etkileyici bir konu.Daha ne olsun?